TEKNOLOJİ odaklı değişikliklerin artmasıyla, küresel ısınma ve birlikte
seyreden iklim değişiklikleri, hava ve deniz kirliliği, bitki ve hayvan türlerinin
hızla yok olması, ozon tabakasının delinmesi gibi çevresel zararlar da aynı
oranda artıyor. İnsan yaşamının hemen her noktasına hâkim olan teknolojinin
gelişimiyle birlikte gezegen eko-sisteminin eskiye oranla çok daha fazla tahribat
görmeye başladığı bilinen bir gerçek. Toprak ve denizler endüstriyel ve tarımsal
atıklar yüzünden her geçen gün daha da kirleniyor. Neyse ki gezegenimizi tüm
bu tehlikeli atıklardan temizleyen bazı görevliler var. Üstelik bu görevliler
gönüllü ve sorumluluklarını da aralıksız olarak yerine getiriyorlar. Bunlar,
mikroorganizmalar... Zararları olduğu kadar son derece büyük önem ve faydaları
da bulunan bu varlıklar gözle görülmüyorlar belki, ama tüm evreni hayatî tehlikelerden
koruyorlar.
Peki, ama nasıl?
Birbirlerinden farklı yapılardaki pek çok mikroorganizma türü tehlikeli
atıkları ayrıştırıyor veya zararlarını azaltıyorlar. Buna bir örnek klorlanmış
çözücüler ile tarım ilaçları gibi kirleticileri ve petrol hidrokarbonları
ayrıştıran virüs ve bakteriler. Bazıları ise mangan, demir, alüminyum,
hatta uranyum gibi metallerin oksitlerini soluyorlar.
Uranyum gibi radyoaktif bir elementin oksitlerini nasıl soluduklarına
gelince: Bu onlar için çok kolay! İhtiyaçları olan oksijeni suda çözünür
uranyum oksitten alıp, bunu suda çözülmeyen ve uranyumun en önemli doğal
kaynağı olan uraninit mineraline dönüştürüyorlar. Radyoaktif madde böylece
çökelip yeraltı suyundan kolayca süzülüyor.
Çevre mühendisleri söz konusu biyo-sistemleri eko-sistemlerin temizliğinde
kullanıyorlar. Oldukça kapsamlı bir çalışma da mikroorganizmalardaki bu
biyo-sistemleri daha iyi anlamak ve yeni biyo-sistemler keşfetmek için
devam ettiriliyor.
Metal atıkların temizliğine bitkilerden olağanüstü çözüm
Hızlı endüstrileşme nedeniyle hava, su kaynakları ve toprak yoğun kirlilik
tehdidi altında. Bunun sebeplerinden biri de metal atıklar.
Peki bu atıkların arıtılmasında çok iyi tanıdığımız bazı bitki türlerinin
kullanıldığını biliyor musunuz? Örneğin çimen... Mühendisler çimeni petrol
atıklarını arıtmada kullanıyorlar. Bir başka örnek ayçiçeği... Ayçiçeği
radyoaktif maddeleri arındırıyor. Kavak ağacı ise insan sağlığı için çok
tehlikeli olan trikloretilen gibi çözücüleri arıtmak için kullanılıyor.
Bunların yanında, toprak ve sudan zehirli metalleri toplayan daha pek çok
bitki mevcut. Bilim adamları uzun zamandan beri söz konusu bitkilerin tüm
bu zehirli maddelerden nasıl olup da olumsuz yönde etkilenmemeyi başardıklarını
araştırıyorlar.
Harika bakteri Geobacter
1987 yılında Washington yakınlarındaki bir nehirden alınan örneklerin
incelenmesiyle bulunan Geobacter demir oksit kullanarak organik bileşikleri,
petrol bileşikleri, radyoaktif metalleri ve demir gibi metalleri çevreye
zararsız karbondioksite çeviriyor. Ayrıca bakteri elektron transfer edebiliyor
ve petrol atıkların yanı sıra yeraltı sularındaki radyoaktif atıkların
temizlenmesinde de kullanılabiliyor.
Yetenekli bakteri, tüm bunları duyarlı algıyıcılarıyla yapıyor. Bu algıyıcılarla
kaynağın yerini belirliyor ve kırbacı andıran uzantılarıyla metale elektron
aktarıyor.
İletken elektroda tutunup çoğalabilen R. ferrireducens
Massachusetts Üniversitesi mikrobiyologlarından Dr. Derek Lovley yeraltı
sularındaki uranyum atıklarının temizlenmesinde kullanmak üzere bakteri
ararken Rhodoferax ferrireducens adı verilen başka bir bakteri keşfetti.
Bu bakteri Geobacter gibi elektron transferi yapabiliyordu.
R. ferrireducens iletken bir elektrot üzerine tutunarak çoğalıyor. Ardından
elektroda sıvıdaki glikozu ya da diğer karbonhidrat ve şekeri karbondioksite
parçalarken açığa çıkan elektronları vererek elektrik akımı başlatıyor.
Çevre mühendisleri yapılan keşfin çok faydalı bir gelişme olduğunu belirtiyorlar.
Çünkü bakteriyle elde edilen elektrik akımında zehirli kimyasallara ihtiyaç
duyulmuyor. Öte yandan bakteri glikozun dışında diğer organik maddeleri
de besin olarak kullanabiliyor. Bilim adamları okyanus tabanına elektrodlar
yerleştirmeyi ve bunların üzerinde kümelenen R. ferrireducens bakterilerinin
organik maddeleri besin olarak kullanıp ürettikleri elektrikten faydalanmayı
planlıyorlar. Hiç kuşku yok, bu yöntem çevre temizliğine büyük katkıda
bulunacak gibi görünüyor.
Nükleer atık temizleyicisi Deinococcus radiodurans
Görüldüğü gibi mikroorganizmalar son derece ilginç canlılar. Aşırı sıcak
ya da soğuk, aşırı asitli ya da tuzlu bir ortamda rahatça yaşayabiliyorlar.
Buna benzer şekilde şaşırtıcı bir dayanıklılık sergileyen bir mikroorganizma
da Deinococcus radiodurans adlı bir bakteri. 1956 yılında Corvallis’deki
Oregon Tarımsal Araştırma Merkezi’nde yaptığı çalışmalar sırasında Arthur
W. Anderson tarafından keşfedilen bu bakteri insanı öldüren radyasyon düzeyinin
binlerce katına dayanabiliyor. Bilim adamları bu bakteriyle nükleer atık
alanlarını temizlemeyi planlıyorlar.1 İnsan 1.000 rad düzeyinde ölürken,
bu bakteri 1,5-3 milyon rad düzeyinde dahi hayatta kalmayı sürdürebiliyor.
Radyasyon altında DNA’sı büyük oranda hasar görüp parçalansa da bir gün
içinde yeniden onarılıyor.
İnsan sağlığını ve eko-sistemleri olumsuz yönde etkileyen çevre kirliliğine
çözüm olan mikroorganizmalar burada bahsedilenlerle sınırlı değil kuşkusuz.
Bugüne dek keşfedilmiş çok sayıda mikroorganizma türünün yanında üzerinde
çalışılmaya devam eden ve keşfedilmeyi bekleyen pek çok biyo-sistem var.
Evrendeki tüm detayları mükemmel bir düzen içinde yaratan Rabbimiz, gözle
görülemeyen bu varlıklara gezegeni ölümcül tehlikelerden koruma özelliği
vermiş. İnsan göremediği bu canlılar sayesinde rahat bir yaşam sürebilmekte.
1 http://web.umr.edu/~microbio/BIO221_2000/Deinococcus_radiodurans.html