İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ yüzyılda bilimadamları yeni bir teknolojik
ürün üzerinde çalışırken çoğunlukla doğadaki modellerden faydalanıyorlar.
Son yıllarda doğada bulunan sistemlerden esinlenerek yapılan pek
çok alet, sistem ve mekanizma insanlığın hizmetine sunuldu. Ve
doğadaki modeller örnek alınarak yapılan bu alet ve mekanizmalar
özellikle tıbbî endüstri, yapay zeka, robot teknolojisi, nanoteknoloji
veya askerî donanım gibi sahalarda kullanılıyor.
Doğa taklit edilerek geliştirilen bu teknolojik ürünlere pek
çok örnek vermek mümkün. Meselâ toksik (zehirli) olmayan ve
yeniden kullanılabilir olup ışığın yansımasıyla renklenen levhalar
bu yeni ürünlerden biri. Levhaları üreten bilimadamlarının ilham
kaynağı ise tavuskuşları. Bilindiği gibi tavuskuşları tehlike
ânında savunma amacıyla kuyruklarında bulunan renkli tüyleri
açıyorlar. İlginç olan ise tavuskuşunun tüylerinin kahverengi
renk pigmentlerinden oluşuyor olması. Yani, tavuskuşunun tüyleri
aslında renkli değil. Ama biz bu tüyleri rengârenk algılıyoruz.
Bu şaşırtıcı göz yanılmasının sırrını araştıran bilimadamları
tavuskuşunun tüylerinde bulunan keratin proteinin güneş ışığını
çeşitli şekillerde kırıp yansıttığını ve kahverengi tüylerin
de böylelikle renklendiğini keşfetmişler. Ardından tavuskuşunun
bu özelliğini taklit ederek bu bilgiyi trafik ve okul uyarı
levhalarında ve bilgisayar ekranlarında kullanmışlar.
Hayranlık uyandıran bir başka doğa modelini ise gekolar oluşturuyor.
Geko herhangi bir yüzeye tırmanan ve kayıp düşmeden bu yüzeye
tutunabilen bir hayvan. Ayaklarında herhangi bir yapışkan
ya da vakum yok. Tırmandıkları yüzeyde düşüp kaymadan durabilmeyi
yüzeye düşük bir statik elektrik uygulayarak başarıyorlar.
Bu bilgiyi alıp teknolojiye uyarlayanlar ise kumaş üreticileri.
Bugün birçok fabrika yüzeye statik elektrik ile tutanabilen
sandalye yüzleri üretiyor. Ve bu kumaşı yalnızca sandalyenin
üzerine sererek yepyeni bir yüz elde etmek mümkün.
Dünyanın en dayanıklı malzemelerinden biri olan fiberglas
da birçok hayvanda doğal olarak mevcut. Bu sağlam ve dayanıklı
izolasyon malzemesine yaratıldığı ilk günden beri sahip olan
hayvanlardan biri de timsah. Timsahın sırt derisindeki dokuda
kolajen proteini lifleri bulunuyor. Bu lifler dokunun yapısını
güçlendiriyorlar. Ve bıçağın, hatta bazen kurşunun dahi işlemediği
bu doku fiberglasla aynı yapıda.
İngiltere’deki Kristal Saray'ın mimarı Joseph Paxton bu ünlü
cam yapıyı inşa ederken suda yüzen nilüfer yapraklarının yapısından
etkilenmiş. Paxton, önce nilüfer çiçeğinin yapraklarının kuvvetli
bir yapıyla desteklenmiş olduğunu ve yaprağın merkezinden
çevreye doğru yayılan lif şeklinde uzantılar bulunduğunu fark
etmiş. Bu uzantıların arasının da çaprazlamasına yerleşmiş
ince bir başka doku ile desteklendiğini gözlemlemiş. Ardından
da nilüfer yaprağındaki bu yapıyı demir taşıyıcılarla, yaprağın
asıl dokusunu ise camla özdeşleştirmiş. İşte bu sayede cam
ve demirden meydana gelen, ama buna rağmen hafif ama bir o
kadar da sağlam çatılı bir bina yapmayı başarmış.
Doğadaki modelleri inceleyip bu modelleri taklit ederek insanların
problemlerine çözüm getirmeyi amaçlayanlardan biri olan Montanalı
bilimkadını Janine Benyus, endüstriyel üretim sürecinde herhangi
bir ürünün ortaya çıkarılmasını “ısıt, karıştır ve işle” süreci
olarak tanımlıyor. Bu süreç için verilebilecek iyi bir örnek
ise kevlar üretimi. Yelek veya miğfer yapımında kullanılan
ve kurşun geçirmez bir madde olan kevların yüksek teknoloji
kullanılarak üretilmesi safhasında petrolden elde edilen moleküller
basınçlı sülfürik asit variline dökülüyor ve birkaç yüz derecede
kaynatılıyor. Ve bu işlem sırasında çok fazla enerjinin kullanılması
çevre için oldukça zararlı, zehirli yan ürünler çıkmasına
neden oluyor. Oysa doğadaki üretim bundan çok farklı; çok
sade olduğu gibi çok da zararsız. Örneğin bir organizma kemik,
kolajen ve ipek gibi malzemeleri kendi bünyesinde üretmekte
ve bu üretim esnasında "ısıt, karıştır ve işle" gibi bir süreç
kullanmamakta. Öte yandan bir örümcek kevlardan çok daha sert
ve elastik olan su-geçirmez bir çeşit ipek üretiyor. Ve bu
ipek çelikten beş kat daha güçlü. Ne var ki örümcek bu ipeği
su içerisinde ya da oda ısısında üretirken hiçbir ısı, kimyasal
veya basınç kullanmıyor. Hepsinden öte, petrol çıkarmak için
denizde kuyu açması gerekmiyor; bu maddeyi kendi kendine üretiyor.
İşte Benyus, böyle bir sürecin lif endüstrisinde kullanılmasının
sağlayacağı kolaylıklara şöyle dikkat çekiyor: “Yenilenebilen
hammaddeler, kaliteli lifler ve çok az miktarda harcanan enerji
ve atıklar...” Ve ardından ekliyor: “380 milyon yıldır ipek
üreten bir canlıdan öğrenilecek çok fazla şey var! Gerçek
şu ki, canlılar bizim üretmek istediğimiz her şeyi yakıt tüketmeden
ve gezegenimizi kirletmeden üretmeyi başarıyorlar.” *
Doğadan ilham alınarak yapılan üretimler elbette bunlarla
sınırlı değil. Bu üretimlerden birini de abalon midye sedefi
oluşturuyor. Abalon, araba, uçak gövdesi ya da rüzgar camı
ile hem hafif hem de çatlama riskine karşı sağlam olması gereken
bütün malzemelerde kullanılabilen, kendi kendine birleşebilen
şeffaf bir kaplama. Kısacası insanoğlunun üretebileceği herhangi
bir şeyden çok daha sağlam, ama asıl önemlisi, doğal bir madde
olması. Mavi midye yapıştırıcısı ise bizim kullandığımız yapıştırıcıların
tersine suda yapışkanlığını yitirmeyen ve bunun için de herhangi
bir katalizöre ya da reaksiyon oluşturucu bir maddeye ihtiyacı
olmayan bir başka mükemmel madde. Bu madde sayesinde boya
ve astarlarda çok önemli yenilikler ve cerrahların dikişe
ihtiyaç duymadan ameliyat yapabilmeleri mümkün. Midyeyi katı
bir yüzeye bağlayan mavi midye lifi ise iki malzeme arasında
birbirine uyumu sağlayan bir kolajen-ipek karışımı. Ve bu
karışım robot kolları gibi hem sert hem de esneklik gerektiren
alaşım malzemelerde kullanılıyor. Ayrıca bu liften plastiklere
alternatif yalıtkan bir madde elde ediliyor. Bu madde kullanılıp
atılan çatal-kaşık, tabak, bardak gibi malzemelerin kaplamasında
kullanılıyor. Bir başka örnek olan örümcek ipeği ise yüksek
ısı, yüksek basınç veya zehirli kimyasallar kullanmadan lif
üretme imkanı tanıyor. Bugün herhangi bir malzemeden çok daha
güçlü ve daha elastiki olan bu lif paraşüt tellerinde, süspansiyonlu
köprü kablolarında, dikiş ipliklerinde, koruyucu giysilerde
kullanılıyor.**
Hiç kuşkusuz, burada saydıklarımızın dışında daha pek çok
ürün ve projeye rahatlıkla uyarlanabilecek sayısız doğa modeli
mevcut. Tüm bunlar canlılığı büyük bir uyum ve kusursuzluk
içinde yaratan Rabbimizin sonsuz ilim ve sanatının eşsiz birer
tecellisi aslında. Rabbimiz insanların dünyada rahat yaşayabilmeleri
için bütün bu incelikleri özel olarak yaratmış ve onların
hizmetine sunmuş. İnsana düşense, sadece bunları keşfetmek
ve kullanıma sokmak için çaba göstermek.
* Biomimicry Explained, A Conversation With Janine Benyus;
www.biomimicry.net/faq_text.html
** www.biomimicry.net/materials_text.html