Etrafımızda gördüğümüz ve dokunduğumuz her şeyin temelinde
atom var. Atomun içinde ise proton, nötron ve elektron.
Proton ve nötron çekirdekte bulunuyor. Elektronlar ise çekirdeğin
etrafında sürekli dönerek hareket ediyorlar. Protonlar pozitif,
elektronlar negatif elektrik yüklü, nötron ise yüksüz. Atomdaki
elektron ve proton miktarı birbirine eşit. Bu da atomun
nötr durumda olmasına neden oluyor. Atom fazladan bir elektron
kazandığında bu onu negatif hale getiriyor ve denge bozuluyor.
Atom bir elektron kaybettiğinde ise bu kez de pozitif yüklü
oluyor. Bu dengesizlik bir elektron akımı başlamasına yol
açıyor ve işte bu elektron akımı da ‘elektrik’ olarak tanımlanıyor.
Trilyonlarca atomdan meydana gelen insan vücudu elektronların
hareketiyle ortaya çıkan bu enerjiyle çalışıyor. Nefes almak,
yürüyüp koşmak, yemek yemek, konuşmak, hareket etmek, kısacası
yaşamımızı devam ettirebilmek için bu enerjiye ihtiyaç duyuyoruz.
Bu enerji olmadan vücudun yaşamsal faaliyetlerini sürdürmesi
söz konusu bile değil. İnsanın yaşamı boyunca vücudunda
gerçekleşen sayısız hücre faaliyetinin temelinde hep elektrik
var. Bir başka deyişle, vücuttaki tüm kimyasal işlemler
elektrikle olup bitiyor.
Peki insan vücudunda elektrik nasıl üretiliyor?
Bu sorunun cevabı oldukça şaşırtıcı: Vücut, elektrik üretimini
kendisi gerçekleştiriyor. Bu görevi vücudumuzdaki trilyonlarca
hücre hep beraber yerine getiriyorlar. Küçük birer ‘pil’e
benzetebileceğimiz hücrelerin çevresi potasyum, iç kısmı
ise sodyum sıvısı ile dolu. Sodyum ve potasyum karıştırıldığında
bu iki mineral birbirleriyle etkileşime giriyor. Bunun üzerine
bir çeşit akım meydana geliyor ve yan ürün olarak da elektrik
açığa çıkıyor.
Vücudun kullandığı bu elektrik ‘biyoelektrik’ kavramıyla
ifade ediliyor. Doğal olarak sahip olduğumuz bu mekanizmanın
pek çok avantajı var. Bunların başında da, sistemin kendi
kendini tamir edebilmesi geliyor. Yaşamımız boyunca hepimiz
vücudun bu özelliğinden sık sık yararlanmaktayız. Elimizde
bir kesik oluştuğunda yaranın kısa sürede kendini tamir
etmesi bunun bir örneği. Hiç kuşku yok, vücudun bu özelliği
insanın yaşamını kolaylaştıran büyük bir nimet. Nitekim
en yüksek teknoloji ile çalışan makinelerde dahi böyle bir
avantaj söz konusu değil. Bu gerçek düşünüldüğünde, insan
vücudunun yaratılışındaki mükemmellik bir kez daha anlaşılıyor.
Vücuttaki elektrik sisteminin bir başka üstün özelliği
ise, çok yönlü kullanılabilmesi. Dolaşım, savunma ya da
sinir sistemi gibi tüm sistemler vücuttaki elektrik düzeninden
istisnasız olarak faydalanabiliyor. Halbuki insan üretimi
olan elektrikli aletlerin pek çoğu, sadece tek bir fonksiyonu,
bazıları ise en fazla birkaç benzer fonksiyonu yerine getirecek
şekilde çalışıyor. Ki, ona rağmen yine de çok fazla enerji
harcıyorlar. Vücut ise çok çeşitli yaşam fonksiyonlarına
rağmen çok az elektrik enerjisi kullanıyor.
Vücuttaki elektrik sisteminin diğer bir özelliği ise şu:
Bilindiği gibi, elektrikli aletlerde kullanılan elektriğin
voltaj gücünün belli bir oranda olması gerekir. Bu oran,
yine bir başka alet aracılığıyla sabitlenir. Ayarın bozulma
ihtimali olabileceği göz önünde bulundurularak alınan bu
yeni tedbir, akımı dengeleyen adaptörler ve regülatörler
sayesinde hayata geçirilir. İnsan vücudunda ise tüm bu ayarlar
hayat boyu sessiz bir düzen içinde işler. Öyle ki, insanın
bundan haberi dahi olmaz.
Yine bir başka özellik ya da üstünlük, vücuttaki elektrik
kullanımının kesintisiz olmasıdır. Yaşamın devamlılığını
sağlayan ve neredeyse saniyenin binde birinde üretilen elektrik
sinyallerinin akımı her an kesintisizce devam eder. Elektrikli
aletlerin ise ortalama 10-20 senelik ömürleri vardır. Hatta
çoğunlukla bu süre daha da az olabilmektedir.
Doğadaki canlıların vücutlarında bulunan elektriğin önemi
geçtiğimiz yüzyıldan beri yoğun bir şekilde incelenmekte,
bu konunun araştırılması amacıyla üniversitelerde kürsüler
kurulmaktadır. Yapılan tüm araştırmalardaki ortak tespit,
bilinen en kompleks biyolojik yapının insanın merkezi sinir
sistemi olduğu yönündedir. Sinir sistemi 100 milyardan fazla
sinir hücresi ve bunların aralarındaki trilyonlarca ince
bağlantıdan meydana gelmektedir. Bunların yanı sıra, sinir
hücrelerinin yaklaşık on katı yardımcı hücre de sistemde
hazır bulunmaktadır.
Bilgiler ‘sinir’ olarak adlandırılan elektriksel kablolarda
neredeyse ışık hızına yakın bir hızla taşınmaktadır. Muazzam
yoğunlukta bir hareket olmasına rağmen, hiçbir noktada karmaşa
yaşanmaması ve mesajların gitmeleri gereken yerlere eksiksizce
iletilmeleri de hayranlık uyandıran bir başka ince yaratılış
örneğidir. Mesajlar vücudun kumanda merkezi olan beyinden
çıkar ve duyu organları, kaslar, kemikler dahil olmak üzere
vücudun her yerine büyük bir düzen içinde ulaşırlar. Öte
yandan sinirler emir ve bilgileri sadece ulaştırmakla kalmaz,
aynı zamanda vücudu koruyucu bir ağ gibi kaplayarak birbirinden
farklı pek çok vücut sistemini kontrol ederler.
Hiç şüphesiz yeryüzündeki en kompleks mekanizma olan insan
vücudunun sahip olduğu tüm bu özellikler kusursuz bir yaratılışı
açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Günümüzde her
türlü teknolojik imkâna rağmen insan vücudundaki düzenin
bir benzerini oluşturmak mümkün değildir. “Yarattığı her
şeyi en güzel yapan” (Secde Suresi, 32) Rabbimiz, Haşr Suresi’nin
24. ayetinde belirtildiği gibi insanı da en güzel biçimde
kusursuzca var etmiş, ona şekil ve suret vermiştir.
Unutmadan en başta sorduğumuz soruya da cevap verelim:
Kalb durduğunda elektrik şoku uygulanmasının sebebi, kalbin
çalışmak için elektriğe ihtiyaç duymasıdır.